Yıldız Bozkurt
NOT: Bu gezilerde çektiğim resimleri görmek için
tıklayınız.
İngilteredeki okullarda her dönem işlenecek ders konuları ile
ilgili birkaç gezi düzenleniyor. Bu gezilerden, dönem başında o
dönem yapılacakları özetleyen ve eve gönderilen mektupla veliler
haberdar ediliyor. Mesela bu güz döneminde artık üçüncü sınıfta
okuyan kızım ‘Bilim Müzesi’ne yapılan geziye katılacak. Sadece
okul gezileri değil bazen de bilgi verebilecek grup veya kişiler
de okula davet edilebiliyor. Yine bu dönem fen derslerindeki bir
konuyla ilgili olarak okula ‘Raptor Foundation’ tarafından
baykuşlar getirilecek ve öğrenciler bu kuşları yakından inceleme
fırsatı bulacaklar. Daha önce uzay konusu işlenirken, okula gelen
bir grup özel bir çadır kurmuştu. Bu yarım küre şeklindeki
çadırın tavanına yansıtılan ışıklar ile sanki gerçek yıldızlı bir
gecede olduğu gibi çocuklar yıldızların ve ayın hareketini
gözlemlemişler, uzay hakkında bilgi edinmişlerdi.
19.Yüzyıldan Kalma Bir Okula Gezi
Kızımın sınfında tarih dersi konusu Kraliçe Victoria dönemini
kapsıyordu. Bu zaman diliminde yaşanan hayatın öğrenciler
tarafından daha iyi anlaşılabilmesi ve somut olarak
gösterilebilmesi için Victoria zamanından kalma bir okula gezi
düzenlendi. Bu okul, döneminin yani 1800’lü yılların özelliklerini
taşıyacak şekilde gelecek nesillere örnek olması için muhafaza
edilmiş. Sadece okulun kendi malzemeleri değil, o zamanın
insanlarının günlük hayatta kullandıkları bir sürü eşyayı
çocuklar görmek, dokunmak, hatta onlarla oynama fırsatı
buluyorlar. Ayrıca bu okul gezisine giderken o gün hem
öğrencilerin hem de öğretmen ve velilerin 19. yüzyılı yansıtan
kıyafetler giymeleri isteniyor. Kızlar elbiselerinin üzerine beyaz
önlük ve başlarına beyaz başlık takıyorlar, erkek çocuklar ise
gömlek, pantolon, yelek ve şapka giyiniyorlar. Öğretmen ve anneler
de uzun etek ve şalları ile ortama ayak uyduruyorlar. Tarihi
kıyafetleriyle okula gelen bizleri, yine tarihi kıyafetler giyen
iki öğretmen karşıladı. Yapılan ilk iş herkese 19. yüzyılda
kullanılan birer isim verilmesiydi. Üzerinde yeni isimlerimizi
yazan kartları boynumuza taktık ve kendimizi 150 yıl öncesinde
hissetmeye başladık. İlkönce bu yüzyılda kullanılan aletlerin bir
kısmını tanıttı öğretmenimiz. Kömürde ısıtılan ütü, ilginç çamaşır
teknesi, o zamanların elektrik süpürgesi yani bir ipe asılan
halıları döverek temizleyen ağaç dallarından yapılan alet, ve
değişik oyuncakları gördük. Yemek molasından sonra öğrenciler eski
oyuncaklarla oynadılar. Sırada sınıfta gerçek bir Victorian
öğrenci gibi oturup ders dinlemek vardı. Bu yeni girdiğimiz sınıf
oldukça yüksek tavanlıydı ve pencereleri öğrencilerin dışarı
bakmalarına fırsat vermeyecek şekilde yüksekteydi. Hepimiz çok
sessizdik, çünkü öğretmenimiz çok sert davranıyor ve en ufak bir
hareket veya konuşmaya izin vermiyordu. Şimdiki sınıflarında çok
rahat olan öğrenciler bir iki dakika zorlansalar da uyarılar
aldıkça durumlarını düzeltiler, sıralarında dik oturup yeni
öğretmenlerini çıt çıkarmadan dinlemeye başladılar. Şimdi
matematik zamanıydı. Sıramızın kapağını kaldırarak küçük bir tahta
ve tebeşir çıkardık, bir matematik işlemi yaptık. Sonra da kağıda
yazı yazmamız gerekiyordu. Kalemimizi aldık, ve sıramızın
köşesindeki kapağı kaydırarak mürekkep haznesini açtık. Kalemimizi
bu mürekkebe batırarak kullandık. Son derece ciddi tavırlarıyla
öğretmenimiz artık dersin bittiğini söyledi. Hepimiz rahatladık,
öğretmenimiz de yeniden gülümseyen yüzünü takınmıştı. Son olarak
öğrencilere bir soru sordu ‘şimdiki okulunuzda mı okumak
isterdiniz yoksa burada kısa da olsa yaşadığınız gibi Victorian
zamanında bir okulda mı?’.Doğrusu sonuç çok ilginçti çünkü
çocukların büyük çoğunluğu Victoria zamanındaki okulu tercih
ettiler. Dur, sus, konuşma, kıpırdama diyen ve hep azarlayacak
gibi bakan bir öğretmenle yaşanan böyle bir tecrübeden sonra bu
cevabı beklemiyordum, ama sanırım çocuklar kendilerini geçmişe
götüren bu ilginç geziden büyük zevk almış olmalılar.
Cambridge Teknoloji Müzesi Gezisi
25 haziran tarihinde ikinci sınıfta okuyan kızım ile birlikte
‘Cambridge Teknoloji Müzesi’ gezisine katıldım. Bu dönem fen
dersinde işledikleri ‘kuvvetler’ konusuyla bağlantılı bir geziydi.
Çocuklar o gün çok heyecanlıydı. Gezi için öğrenciler dörder
kişilik gruplara ayrılmışlar ve her grubun sorumluluğunu ise bir
veli veya bir öğretmen üstleniyordu. Otobüste müze yakınlarına
vardığımızda hemen müze yanındaki parkta beslenme çantalarını açıp
piknik yaptılar . Bu güzel ve güneşli günde tabiki park
oyuncaklarının cazibesine kapılan çocuklar öğretmenlerinin
gözetiminde biraz oynamayı da ihmal etmediler. Bu sırada parkın
yanındaki yeşillikte beliren atlar hemen herkesin ilgi odağı oldu.
Hatta atlardan birisi bu ilgiye karşılık vererek çocuk parkının
yanına kadar gelerek bir kaç dakika da olsa çocukların kendisini
sevmesine müsaade etti. Ben yine fotoğraf makinam elimde yakından
bir poz çekmeyi ihmal etmedim. Daha sonra hepimiz yine
gruplarımızın başına geçtik ve müzeye yöneldik. İlk durağımız
müzenin giriş kısmı. Hemen girişte zeminde demirden iki kafes ve
bunlardan birini kaldıracak bir makara düzeneği var. Müzenin
gönüllü çalışanlarından biri bizlere rehberlik yapıyordu ve ilk
konu da tabi ki girişteki makara düzeneği oldu. Rehberimiz ilkönce
çocuklara ağır kafeslerin nasıl yukarı kaldırılabileceğini sordu.
Sonra makara düzeneğini göstererek ‘acaba kaç kişi iterse kafesi
kaldırabilir’ diye öğrencilere soru yöneltti. Alınan cevaplardan
sonra doğru yanıtı bulmak için öğrenciler tek tek sonra da ikişer
ikişer makaranın kolunu çevirmeyi denediler ve içlerinden sadece
birinin bile makara düzeneği ile oldukça ağır malzemeleri
taşıyabileceğini yaşayarak öğrenmiş oldular. Çocukların ikinci
deneyi hemen makaranın yanında bulunan ağır metal yuvarlak ile
ilgiliydi. Yine rehberimiz ‘haydı deneyin bakalim kim bunu
kaldırabilecek’ diye sordu. Tabii tek tek denediklerinde hiç biri
başarılı olamayınca, hepsi bir ucundan tutarak denediler ama ağır
metal kıpırdamadı bile. Rehberimiz çocuklara etraflarına iyi
bakmalarını ve bu metali kaldırabilecek bir aletin yakınlarda
olduğunu söyledi. Tabi bu sırada hiç biri, aradıkları aletin
üzerine basıp oynadıkları uzun tahta parçası olduğunu bilmiyordu.
Rehberimiz ‘işte burada aletimiz ayağınızın altında’ deyince
çcocuklar şaşırdılar. Koca ağır metali sadece bir tahta parçasını
kaldıraç olarak kullanıp kaldırabildiklerini görmek hepsinin
ilgisini çekti. Kendi bedenlerinde kol ve bacaklarının da
kaldıraçlar gibi çalıştığını da öğrendiler. Artık müzenin içine
girmeye hazırdık. Cambridge Teknoloji Müzesi 1894 yılında yapılan
bir pompalama istasyonu. Bu tarihten önce direk nehre akan atık
sular şehrin ortasından geçen nehri kirletiyor ve hastalıklara
neden oluyormuş. 1984 ylında faaliyete geçen pompalama istasyonu
ile atık sular şehir dışındaki atık su arındırma tesislerine
pompalanmaya başlanmış. Pompaların çalışmasında iş gören buhar
kazanları için de şehirdeki katı atıklar yakıt olarak kullanılmış
bir süre. Böylece hem insanlar hem de nehrin vazgeçilmez sakinleri
ördek ve kuğular yine temiz suya kavuşmuşlar. Müzedeki devasa
buharlı motorlardan biri hala işler durumda. Yılın bazı günlerinde
ziyaretçiler için çalıştırılıyor. Müzede çocukların farklı
modellerdeki pompaları denemeleri için güzel bir bölüm var. Bu
bölümde işler durumda ve farklı sistemlerle çalışan 11 farklı su
pompası var. Çocuklar bunların hepsini tek tek deneme fırsatı
buldular. Eskiden her evde şimdiki gibi muslukların olmadığını ve
insanların kendi ihtiyaçları ve tarla sulamaları için nasıl
pompalardan yararlandıklarını keşfettiler. Sadece çocuklar için
değil biz veliler içinde çok güzel bir geziydi. Çocuklar makara,
kaldıraç, pompa, buharlı makinalar, çarklarla iligili hem pek çok
bilgi öğrendiler hem de öğrendikleri şeyleri bizzat gördüler.
Eminim içlerinden bir kısmının geziden sonra bu konulara merakı
artmış, şimdiden mühendis veya teknisyen olmak için küçük
kalplerinde bir arzu doğmuştur.
***
Okul gezileri hem çocukların öğrendikleri bilgileri zihinlerinde
somutlaştırmaları açısından, hem de hangi konulara merakları
olduğunu keşfetmeleri açısından çok önemlidir. Tarihle, fen ve
teknoloji ile veya başka derslerle ilgili olan her türlü gezi
öğrencilerin ufuklarını genişletecektir. Ufku ve bakış açısı
genişleyen, merakları kamçılanan çocuklar hayata ve geleceğe
güvenle bakar ve daha başarılı olurlar.
YILDIZ BOZKURT
NOT: Bu gezilerde çektiğim resimleri görmek için
tıklayınız.
Cambridge’de şehir merkezindeki parklardaki yeşil alanların bir
bölümü inek veya atların otlaması için kiraya veriliyor. Hatta
meşhur kolejlerin bahçelerinde bile bu manzarayla karşılaşmak
mümkün. Yani çocuklar bir inek veya at görmek için illa şehir
dışına çıkmak zorunda değiller. Burada halkın bahçeli evlerde
yaşaması, bahçe düzenlemesine çok önem verilmesi ve şehir içindeki
yeşilliklerin hayvan sahiplerine kiralanması ile çocuklar şehirde
otursalar bile tabiattan kopmadan yaşıyorlar.