Yıldız Bozkurt
İnsan genomunun yaklaşık yüzde 5inden daha az bir kısmının
protein kodlayan genlerden meydana geldiği tahmin ediliyor.
Yaklaşık yüzde 45i ise transposon veya sıçrayan gen adı
verilen hareketli DNA parçalarından oluşuyor. Geri kalan yüzde 50
ise non-coding denilen, protein kodlamayan ve vazifesi de şu an
için bilinemeyen DNA dizileridir.
Bir zamanlar apandisitin vazifesiz ve evrim artığı bir organ
olduğunun iddia edilmesi misâli, genomdaki görevi ve ne iş yaptığı
henüz bilinemeyen bu DNA dizilerine junk DNA, yani işe yaramaz
DNA adı verilmişti. Kurân-ı Kerîmde bildirildiği üzere,
insanoğlu başını nereye çevirirse çevirsin, ne kadar hata veya
eksiklik aramaya çalışırsa çalışsın, göz yorgun argın geri
dönecek; ve varolan her bir şey, Hayy ve Kayyum olan O Yaratıcıyı
kendi lisan-ı haliyle haykırmaya devam edecektir.
Apandisitin adı üstünde bir fazlalık veya bir eklenti
olmadığı, onun da bir vazifeye binaen insan vücuduna konulduğu son
yapılan çalışmalar neticesi biraz aydınlatılmış; böylece apandisit
kendisini yeniden isbat etmiştir. Şimdi de, bu sıra
transposonlarda olsa gerek. Uzun süredir vazifeleri bilinmediği
için işe yaramaz addedilen bu DNA dizilerinin gerçekte ne kadar
hayretfeza ve muhteşem bir düzenin parçası oldukları keşfediliyor
şimdilerde
Transposonlar, bir hücre içerisindeki genomda yer değiştirebilen,
hareketli DNA bölgeleridir. Hareketli gen parçalarına
bakterilerden insana kadar bütün organizmalarda rastlanmıştır.
Bazı transposonlar bir defa, bazıları ise yüzlerce veya binlerce
defa tekrarlanabilmekte; uzunlukları ise 50 ile 10.000 baz çifti
arasında değişebilmektedir.
Transposonların hareketlerinin sonucu iki şekilde olur: (1)
Mutasyonlara sebep olurlar. (2) Genomdaki DNAyı azaltabilir ya da
artırabilirler.
Sıçrayan genlerin iki türü vardır:
Transposonlar: Direkt olarak bir bölgeden diğerine yer değiştiren
DNA parçaları.
Retroposonlar: Önce DNA bölgesi transkribe olur, yani kod RNAya
çevrilir. Sonra ters transkriptaz enzimi kullanılarak RNA yeniden
DNA halinde kodlanır ve yeni bölgeye bu DNA yerleştirilir.
Böylece, bir öncekinin aksine, gen parçası bulunduğu yeri
terketmemekte; ama kopyası gereken yere gönderilmektedir. Bu,
bilgisayarda yaptığımız kopyala-yapıştır işleminin bir benzeridir.
Bu kopyalama ve yapıştırma işi ile vazifeli enzime ise
transposase enzimi denilir. Bu enzimden yararlanılarak artık tek
bir işlem ile DNA parçaları veya genler DNA dizilerine ve canlı
hücrelere aktarılabilmektedir.
İlk olarak 1930lu yıllarda Marcus Rhoades, 1950li yıllarda ise
Barbara McClintock DNAdaki hareketli gen parçalarından söz
ettiler. Ancak bu buluşun bilim çevrelerince kıymeti ve değeri pek
anlaşılamadı, hatta kabul görmedi. Çünkü, klasik genetik
anlayışına göre kromozomlardaki genlerin sabit olması fikri hakim
durumdaydı. Ancak transposonların klonlanmasıyla onlar üzerlerinde
çalışma yapılmaya başlanılmasından sonradır ki bu hareketli gen
parçaları bilim çevrelerince kabul gördü. 1983te Barbara Mc
Clintocka mısır bitkisi üzerindeki transpose olabilir elementler
hakkındaki çalışmalarından dolayı Nobel ödülü verildi. Sabit ve
statik olduğu düşünülen genlerin plastik, hareketli ve değişken
olduğu, Clintockun bu keşfi sayesinde anlaşıldı.
Bir organizmayı meydana getiren hücrelerdeki bütün DNAlar
birbirinin aynısı mı?
Hayır!
İşte bu nedenle, McClintockun çalışması son derece önemli.
Aslında bütün bedendeki hücrelerin aynı olması bazı genetik
problemlerin anlaşılmasında zorluk çıkartıyordu.
Meselâ insan vücudunun savunma sistemi tarafından üretilen ve
yüzbin ilâ bir milyon civarında farklı çeşidi olduğu tahmin edilen
bir protein grubu olarak antikorlar sayesinde vücut, hastalıklara
karşı kendisini koruyabilmektedir. Problem işte burada! Bu
antikorların sentezi, her protein gibi, DNAda bulunan kodların
okunmasıyla başlar. Bu proteinlerin sentezlenebilmesi için bir
hücrenin genomunda en az yüzbin antikor geni olması gerekir; ki bu
da imkânsızdır. Eğer böyle olsaydı, bütün DNA sırf antikor
genleriyle dolardı.
O halde bunun açıklaması ne olabilir?
Eğer kromozomlardaki genlerin yerleri sabit ise, çözüm yoktur.
1976 yılında bunları düşünen Susumu Tanegawa hücredeki
antikorların kromozomlardaki yerlerinin sabitliği konusunda bir
araştırma yaptı. Yetişkin bir fare ile, fare embriyosundaki bir
antikorun kromozomlardaki yerini karşılaştırdığında, sonuç tam bir
sürprizdi. Yetişkin bir farede bütün olan gen, embriyoda iki
farklı bölgede iki parça halinde bulunuyordu. Demek ki, bağışıklık
sistemindeki milyonlarca hücrede, gen parçaları kromozomlarda yer
değiştirerek fonksiyonel genler meydana getiriyorlardı. İlginç
olanı, her hücre az farklılıklarla değişik genler meydana
getiriyorlar, böylece bağışıklık sistemi için gerekli olan
milyonlarca değişik antikor üretilmiş oluyor. İşte bu çalışmasıyla
Susumu Tanegawa da Nobel ödülü kazandı.
Açıkçası, DNAya tahmin ettiğimizden çok daha muhteşem ve mucizevî
vazifeler yüklenmiş. DNAnın değişik yerlerinde parçalar halinde
olan genler, ihtiyaç halinde, bulundukları hücrenin özelliğine
göre birleşerek anlamlı genleri oluşturuyorlar. Manidar olan husus
şu: Meselâ bir göz hücresinde aktive edilmeyen hareketli gen nasıl
oluyor da kalp hücresinde aktive olarak istenen geni yapıyor?
Birbirinden uzakta olan gen parçaları nasıl oluyor da birbirini
tanıyarak, eksiksiz ve fazlasız, gereken yerde birleşip istenen
geni oluşturuyorlar? Genlerin birleşmelerini ve sonra da gerektiği
miktarlarda üretilmelerini sağlayan bu muhteşem biyokimyasal
düzenlemeler bir İdareciyi haber veriyor.
Şu dünyadaki tek şuurlu ve akıllı varlık olduğunu iddia eden
insanoğlu daha kendisindeki bir molekülün şifresini çözmekten âciz
iken; bu şifrelerin cansız atomlar tarafından düzenli, intizamlı
ve hayatı netice verecek hassas mizanlar ile, üstelik bir de kör
evrimin tesadüfleri ve rastgele değişimleriyle meydana geldiğini
düşünmesi ne derece akla ve mantığa sığar, bilemiyorum. Ama galiba
bazılarısırf Yaratanı inkâr etme uğrunaakıllılık sırasını
atomlara vermeye çoktan razı olmuşlar.
Referanslar:
1.http://biocrs.biomed.brown.edu/Books/Essays/JumpingGenes.html
2.http://www.ultranet.com/~jkimball/BiologyPages/T/Transposons.html
3.http://www.epicentre.com/transtrat.htm#transposome
4.http://www.findartic les.com/m1511/12_20/58050558/
p1/article.jhtml
5.International Human Genome Sequencing Contortium, "Initial
sequencing and analysis of the human genome," Nature, vol. 409,
15 February 2001.
YILDIZ BOZKURT
http://www.zaferdergisi.com/article/?makale=639