Yıldız Bozkurt
24.08.2006
Francis Collins, 2003 yılında tamamlanan ünlü İnsan Genomu
Projesi'ni yürüten ABD Ulusal İnsan Genomu Araştırma Enstitüsü'nün
başkanı ve 2006 Temmuz ayında Tanrı'nın Dili isimli bir kitabı
yayınlandı. Collins bu kitabına genetik çalışan bir bilim adamı
olarak nasıl Allah'a inanmaya başladığını anlatmakla başlıyor.
Collins'in çocukluğu Virgina'da bir vadideki çiftlikte geçer. Anne
ve babası 1940'lı yıllarda daha sakin bir hayat sürmek için bir
çiftlik alıp yerleşirler. İlk eğitimini abileriyle birlikte
annesinden alır, yani okula gitmez. Collins öğrenmenin zevkini
annesine borçlu olduğunu ifade ediyor kitabında. Annesi belirli
bir ders planı yapmadığı halde seçtiği konularla ve doğru
yönlendirmesi ile çocuklarının öğrenmenin zevkine varmasını
sağlamış ve her zaman ilgilerini çekecek, meraklarını kamçılayacak
konularla karşılarına çıkmış. Böylece öğrenme mecbur olunduğu için
değil sevildiği için yapılan bir eyleme dönüşmüş Collins için.
Yaşadığımız şehirdeki belediye kütüphanesi çocuk bölümünde çok
güzel bir yazı asılı 'kitap okumayı sevmeyen çocuk yoktur,
kendisine ilgi çekici kitap verilmemiş çocuklar vardır'. Her
çocuğun kabiliyeti ve sevdiği alanlar farklıdır. Bu alanları bulup
o konularda kitap ve bilgi öne sürdüğünüzde tabi ki çocuk
ilgilenecek, okuduğundan ve öğrendiğinden zevk alacaktır.
Collins'in annesi belli ki bu metodu uygulayarak çocuklarının
zevkle okuyup çalışmalarını sağlamış.
Collins 10 yaşında okula başlar ve 14 yaşlarında da bilim,
özellikle kimya ilgisini çeker. O sıralarda biyoloji ile arası pek
iyi değil. Dersin ezbere dayanması hoşuna gitmez ve ders konuları,
hayvanların türleri veya iç organlarını öğrenmek ilgisini çekmez.
Kimyada ise her şeyin atom ve moleküllerden yapılmış olması ve
kimyanın matematiksel prensiplere dayanması çok ilgisini çeker ve
kimyager olmaya karar verir. 16 yaşında Virginia Üniversitesi
Kimya bölümüne başlar. Collins gençliği ve çocukluğu sırasında
hayatında inancın yerinin olmadığını yazıyor kitabında. Bu
yetiştirilmesinden, yani ailesinin inanç konusunda ona hiç bir şey
vermemesinden kaynaklanır. Üniversite yutlarında kalırken ateist
arkadaşları ile yaptıkları sohbetler neticesi dini inanışların
doğru bir temele dayanmadığı görüşünü edinmeye başlar. O dönemki
hali için Collins kendisini 'agnostik' olarak tanılmıyor yani
Allah'ın varlığı konusunda kesin bir kararı yok. Kendisinin o
zamanki halini irdelediğinde 'bilmiyorum'dan ziyade 'bilmek
istemiyorum' cevabını okuyor inanç sorusuna. Collins 'genç bir
insan olarak inancı ve gerektirdiklerini yok saymak daha çok işime
geliyordu' diyor kitabında. Daha sonra mezun olur ve Yale'de
fizikokimya dalında doktoraya başlar. Artık kainattaki herşeyin
fizik kanunları ve matematik kuramları ile açıklanabileceğini
düşünmektedir ve yavaş yavaş kalbi agnostiklikten ateistliğe doğru
yönelmeye başlar.
Doktoraya başladıktan yaklaşık iki sene sonra yavaş yavaş acaba
yanlış yolda mı ilerliyorum diye düşünmeye başlar. Quantum
teorileri ve benzeri konularda yeni birşeyler üretmesinin zor
olacağını düşünür. Ufkunu genişletmek amacı ile o zaman kadar
lisedeki tecrübesi nedeni ile kaçındığı biyoloji ile ilgili bir
ders almaya karar verir, biyokimya. Biyokimya tahminini ötesinde
çok ilgisini çeker. DNA, RNA ve protein gibi moleküllerin yapısı
ve işleyişleri, genetik ve biyolojinin matematiksel boyutu onu
hayran bırakır. Bu sırada 22 yaşında, evli ve bir çocuk babasıdır
ve doktorasını bitirmenin de yarı yolundadır. Ama biyokimya
dersini aldıktan sonra fizikokimya konusuna devam etmek artık hiç
içinden gelmez. Aslında düşünürsek eğer lisedeki biyoloji
dersindeki konular biyokimya gibi konuları da içerse veya
öğretmeni dersi heyecan verici hale getirebilseydi belki de
Collins daha üniversite başlangıcında biyokimyaya yönelecekti. Ama
Collins henüz herşey bitmiş diye düşünmez ve lisede ezbere dayalı
diye biyolojiden kaçarken, şimdi ezbere daha çok dayanan tıp
fakültesini okumaya karar verir. Amacı tıp okuyup doktor olarak
insanların hayatında bir değişiklik yapabilmek, onlara faydalı
olabilmektir. Tıp fakültesinin birinci yılı sonunda artık o çok
sevdiği matematik ile tıpı nasıl birleştireceğini 'medikal genetik'
dersinde bulmuştur.
İnsandaki 3.1 milyar harften oluşan DNA dizisindeki bazen sadece
bir harfte bulunan bir hata ile çok ciddi hastalıkların
oluşabilmesi Collins'in bu moleküle olan hayranlığını artırır ve
ilgisini çeker. Çalışmalarını bu konulara doğru yönlendirmeye
karar verir. Bu sıralarda tıp fakültesinin üçüncü sınıfındadır ve
artık hastalarla daha yakından ilgilenmeye başlar. Her ne kadar
hocaları tarafından hastalarla arasında mesafe bırakması ve fazla
samimi olunmaması konusunda öğütler alsa da o bu öğütleri dinlemez
ve hasta yatakları başucunda onlarla sohbet etmekten kendini
alamaz. Özellikle ölüm döşeğinde olan inançlı hastalarıyla yaptığı
konuşmalar onu derinden etkiler. Ne kadar hasta olsalar ve sıkıntı
çekseler de teslimiyet içinde hallerine şükredip sabretmelerini
anlamakta güçlük çeker. Bir defasında yaşlı bir bayan hastası ile
sohbeti sırasında hastası ona Allah'a inanıp inanmadığını sorar.
Böyle bir soruyu beklemeyen Collins şaşırır ve inancı konusunda
emin olmadığını söyler. O zaman anlar ki 26 senelik hayatında hep
bu sorudan kaçtı durdu ama hiç bir zaman konu lehinde veya
aleyhinde delilleri gözden geçirip de bir karar vermedi. Yaşlı
hastası ile aralarında geçen konuşmadan sonra kafası karışan
Collins kendisi gibi bir bilim adamının delilleri ve verileri
gözden geçirmeden karar veremeyeceğinin bilincindeydi. Şu dünyada
insanoğlu için 'Tanrı var mı?' sorusundan daha önemli ne sorusu
olabilir ki? Fakat diyor Collins, bu önemli soruyu o zamana dek C.
S. Lewis'in dediği gibi 'istekli körlük' ile görmezden bilmezden
geliyordu. Tabi gözlerini kapayanlar sadece kendilerine gece
yapıyorlar gündüz ortasında. Collins artık ayaklarının altındaki
buzların eridiğini, şimdiye kadar ki argümanlarının çok zayıf
kaldığını hissetmeye başlar. Artık 'Tanrı var mı?' sorusunun
cevabını bulmadan rahat etmeyecektir. Bu amaçla dünyadaki belli
başlı dinleri incelemeye başlar. Bir gün Metodist bir papazı
ziyeret eder ve zihnindeki soruları ona açar. Sabırla dinleyen
papaz ona C. S. Lewis'in 'Mere Christianity' kitabını verir. Bu
kitap onun için dönüş noktası olur, şüphe ve düşünmekle geçen bir
dönemden sonra artık yelkenleri suya indirir ve inançlıların
safına geçer.
Allah'ın Talimat Kitabını Deşifre Etmek
1980'li yılların başında bir kaç yüz harflik DNA kodunun dizisini
çözmek bile çok zor ve vakit alan bir işlemdi. 80'li yılların
ortalarında bilim adamları insan genomunun bütün dizisini bulma
ihtimalinden söz etmeye başlamışlardı. 3 milyardan fazla baz
çiftinden oluşan DNA'nın dizisini bulmakla iş bitmiyor bir de bu
dizinini ne manaya geldiğini öğrenmek önemli. Mesela gen kodlayan
dizilerin arasına yerleştirilen ve intron adı verilen DNA
bölgeleri gen, RNA'ye kodlanırken çıkartılır. Ancak gen aynı olsa
da farklı intron bölgeleri çıkartılarak bir genden bir kaç farklı
protein sentezlemek mümkündür. Bu durumun işi karıştırdığı yetmez
gibi bir de gen kodlamayan ama ne iş yaptığı da henüz
keşfedilememiş DNA dizileri ile doludur genom. Bunlar ve benzeri
zorluklara rağmen her bir hücremizde bulunan bu muhteşem talimat
kitabının ucundan aralayebilmek o sıralar bu konuda çalışan
Collins gibi doktor ve diğer bilim adamlarının rüyalarını
süslüyordu. 1980'li yılların sonlarında insan genom projesi
başlasın, başlamasın tartışmaları doruk noktaya ulaşmıştı. Herkes
bu projeden elde edilecek bilginin önemini biliyor ama o zamanki
teknoloji ile ve yüksek maliyet ile bu işi yapmak tartışmaları da
beraberinde getiriyordu. Bu sırada DNA'nın çift sarmal yapısını
keşfedenlerden biri olan James Watson ABD kongresini ikna edip bu
riskli projeinin başlamasına ön ayak oldu ve iki yıl İnsan Genom
Projesi'ni yönetti. İki yıl sonunda 1992'de genlerin patentlenmesi
ile ilgili bir anlaşmazlık nedeni ile proje yürütücülüğünden
ayrıldı. Bu sırada Michigan Üniversitesindeki genom merkezini
yöneten Collins bu iş için iyi bir aday olarak görüldü. Böyle bir
teklif beklemediğini söyleyen Collins inanan bir insan olarak
karşısında Allah'ın dilini okumaya bir şans olduğunu, insanın
nasıl yaratıldığına dair olan sırların bulunabileceği bu önemli
işi reddedemeyeciğini anlar. 1992 Kasım ayında bir öğleden sonrayı
dua ederek geçirir ve bu işi üstlenmeye karar verir. İnsan Genom
Projesi 6 ülkedeki 20 genom merkezinde haftanın yedi günü yirmi
dört saat çalışılarak sürdürüldü. 26 Haziran 2000 yılında zamanın
ABD başkanı Clinton, Collins ve genom projesini yürüten bir özel
şirketin sahibi Venter ile birlikte “Allah'ın Dili” insan
genomunun ilk müsveddesinin tamamlandığını açıkladılar. Bundan 3
yıl sonra Nisan 2003'de, yani Watson ve Crick'in DNA'nın sarmal
yapısını buluşlarının 50. yıldönümünde artık İnsan Genom
Projesi'nin hedeflerine ulaşıldığı ilan edildi. Collins inanan
biri olarak İnsan Genom Projesi'nin kendisi için çok önem
taşıdığını yazıyor kitabında. Allah'ın DNA dilinde yazdığı bu
genom kitabını okumaya, anlamaya çalıştığında duyduğu hayranlığın
artarak devam ettiğini vurguluyor.
Bilim ve Din
Collins kitabının pek çok yerinde bir bilim insanı olmak ile
inançlı olmanın birbiriyle çelişmediğini izah etmeye, daha doğrusu
okuru ikna etmeye çalışıyor. Geçmişinde engizisyon mahkemeleri ve
bilime karşı aldığı tavır ile bilim insanlarının büyük bir kısmını
kendisinden soğutan Hrististiyan din adamlarının ardından, şimdiki
Hristiyan bilim adamları inançlarının adını temize çıkarıp bilim
ile dinin çelişmediğini dünyaya gösterme çabası içerisindeler.
Elde İncil'in şimdiki nüshaları varken bu pek de kolay olmuyor.
Her zaman ilk hedef Eski Ahit girişindeki yaratılış bölümü ve
kainatın yaşı meselesi. Collins kitabında İncil'deki bu bölümleri
yaptığı alıntılar ve kendi fikirleri ile tevil etmeye çalışıyor.
İslam, tarihi boyunca bilim ile el ele gittiğinden ve Kuran'da sık
sık ilim ve kainatı inceleme teşvik edildiğinden yakın zamana
kadar ciddi manada ilim din çatışması hissetmedi Müslümanlar. Ama
bunu derinden yaşayan batı alemi şimdi bilim-din arasını düzeltmek
amacı ile gruplar, vakıflar kuruyor. Örneğin bunlardan birisi de
bazı seminerlerine benim de katıldığım Christians in Science
(CIS)* grubudur.
Collins'in kitabında önemli derecede yer ayırdığı ve çok sık
bahsettiği bir konu da evrim. Collins iman etmeden önceki
eğitiminin de etkisi ile kainata evrim gözlüğü ile bakmaya alışmış
ve bunun neticesi evrim inancı ile dini inancını bir şekilde
bagdaştırmış. Collins'in kitabında katıldığım ve hoşuma giden
açıklamalar olduğu kadar bana tatmin edici ve mantıklı gelmeyen
yerler de oldu. Ancak günümüzde pek çok koldan bilim adına inanca
saldırılar olduğu bir zamanda, İnsan Genom Projesi gibi hayatın
sırrını anlamamıza yardımcı olacak önemli bir çalışmayı yönetmiş
bir insanın inancını ön plana çıkararak bu kitabı yayınlaması
büyük önem taşıyor.
Kaynak
Francis S. Collins, “The Language of God”, Free Press, New York,
2006.
**http://www.cis.org.uk
http://www.st-edmunds.cam.ac.uk/faraday/Lectures.php
YILDIZ BOZKURT
http://www.zaferdergisi.com/article/?makale=1905