PROTEİN MAKİNALARI
Protein içeren gıdalar besin olarak alındıktan sonra sindirim
sistemi tarafından aminoasitlerine ayrılır. Daha sonra hücreler bu
aminoasitleri kullanarak kendilerine gerekli proteinleri ‘protein
sentezi’ dediğimiz bir mekanizma ile üretirler. Bu mekanizmayı
özetleyecek olursak: DNA üzerinde, gerekli olan gen bölgeleri
enzimler vasıtası ile açılıp, genetik kodların mRNA
(mesajcı ribonükleik asit) denilen bir başka molekül vasıtası ile
kopyaları çıkartılır. Daha sonra genin kopya kodunu içeren mRNA
hücre çekirdeğinden ayrılarak hücre sıvısına gitmekte ve burada
ribosom adı verilen organel bu kodlara uygun aminoasitleri yan
yana bağlayarak aminoasit dizisini yapmaktadır. Bir zincir
halindeki bu dizi, aminoasitler arasındaki kimyasal bağlar
neticesi katlanmakta ve üç boyutlu yapısıyla ‘protein’
sentezlenmiş olmaktadır.
İnsan vücüdu gerekli olan aminoasitlerin bir kısmını kendisi
üretirken diğerlerini ise besin yoluyla hazır almak zorundadır. Bu
nedenle protein içeren yiyecekler tüketmek dengeli
beslenme açısından çok önemlidir. Vücüdumuzda, yaklaşık olarak
dörtte üçünü oluşturan ‘su’dan sonra, en fazla bulunan molekül
proteinlerdir. Bizler sağlıklı yaşamak için protein içeren
besinler almaya ihtiyaç duyarken fil, inek, deve gibi hayvanlar
sadece ot ile beslenerek koca cüsselerini taşırlar. Hatta inekler
aynı zamanda en saf ve temiz gıda olarak Kur’an-ı Kerim’de de
bahsedilen protein kaynağı sütü bizler için üretirler: "Ehlî
hayvanlarda da sizin için birer ibret vardır. Onların
karınlarında, kan ile fışkı arasından çıkan ve içenlerin
boğazından kolayca geçen hâlis bir sütle sizi besleriz." Nahl
Sûresi, 16:66.
İnekler
yedikleri otu, çimeni yüksek kaliteli proteinlere
dönüştürebildiklerinden protein makinaları olarak
anılırlar. İnek gibi geviş getiren (ruminant) hayvanlar
diğerlerinin aksine protein kaynaklı besinler yemeseler dahi,
kendilerine verilen kabiliyetle proteine bağlı olmayan azot
kaynaklarını kullanarak aminasit dolayısıyla protein
sentezleyebilmekteler. Ruminant hayvanlar tabii bu işi yalnız
yapmıyorlar, işkembelerinde yaşayan ve hizmetlerine sunulmuş
yüzlerce çeşit mikroorganizma, azotu protein üretiminde
kullanabilmek için hazırlar. Bu mikroorganizmalar besinle alınan
proteinleri parçalayıp yeniden mikrobiyal protein olarak
sentezlerler. Buna ek olarak amonyak ve üre gibi protein olmayan
azot kaynaklarını kullanarak da mikrobiyal protein üretirler.
Mikrobiyal protein üreten mikroplar daha sonra hayvan tarafından
sindirilerek parçalanmakta ve mikrobiyal proteinler hem hayvanın
hücresel faaliyetlerinde hem de süt proteinleri olarak
kullanılmaktadır. Araştırmalara göre inekler proteinden olmayan
azot içeren diyet ile beslenseler dahi günlük ortalama 580 gram
süt proteini ve süt salgılama süresince de 4000 kg süt
verebiliyorlar. İneklerdeki protein ihtiyacının yaklaşık yüzde
60-80 kadarı işkembe mikroorganizmaları tarafından üretilmektedir.
Bizler bu küçük cüssemizle yağ, karbonhidrat ve protein içeren
yiyecekler ile dengeli beslenmeden sağlıklı olamasak da; fil, inek
gibi hayvanlar sadece ot yiyerek hem koca cüsselerini beslemekte
hem de inek, koyun gibi hayvanlar bizlere en saf ve makbul protein
kaynağı olan SÜT’ü ikram etmekteler. Demek ki “herbir inek, deve,
koyun, keçi gibi mübârek hayvanlar, "Bismillâh" der. Rahmet
feyzinden bir süt çeşmesi olur. Bizlere Rezzâk namına en lâtîf, en
nazîf, âb-ı hayat gibi bir gıdâyı takdim ediyorlar.”
PROTEİN-VİTAMİN İLİŞKİSİ
Proteinler hücrelerdeki bütün biyolojik faaliyetlerde görev
alırlar. ‘Enzim’ adı verilen protein ailesi hücre içerisinde
meydana gelen binlerce kimyasal tepkimenin hızını düzenler ve
gerçekleşmesini sağlar.
Her bir hücre aslında minyatür birer kimya fabrikasıdır. Hücre
fabrikasındaki bütün kimyasal tepkimeler, moleküllerin birbirine
bağlanması veya parçalanması enzimler adını verdiğimiz
biyokatalizörler vasıtası ile gerçekleştirilir. Normal şartlar
altında kimyasal reaksiyonlar için gereken ısı ve basınç gibi
faktörlere ihtiyaç duymadan, enzimler hücre içi reaksiyonları
beden sıcaklığında hızlı ve yüksek verimle gerçekleştirirler.
Akıllıca işler yapmalarına rağmen cansız birer molekülden ibaret
olan enzimler, sadece hücre içerisinde değil, hücre dışında da
uygun ortam sağlandığında aktif haldedirler. Bu nedenle
endüstride pek çok işlemde enzimlerden istifade edilir.
Bazı enzimlerin aktif hale gelmeleri için protein yapısında
bulunmayan metal iyonlarından oluşan ve ‘kofaktör’ adı verilen yan
gruplara ihitiyaç duyulur. Kalsiyum, magnezyum, potasyum, çinko
gibi mineraller kofaktör olarak bazı enzimlerin aktiviteleri için
şarttır. Örneğin DNA-polimeraz enzimi için çinko, üreaz enzimi
için ise nikel yan grup olarak gereklidir.
Bir kısım enzimler ise aktif duruma gelmek için ‘koenzim’ denilen
kompleks organik moleküllere ihtiyaç duyarlar. Bu koenzimler bizim
hergün bahsini ettiğimiz ve dengeli beslenme için şart dediğimiz
vitaminlerdir. Vitaminler suda çözünen ve yağda çözünenler
olarak iki gruba ayrılırlar. C ve B grubu vitaminler suda; A, D, E
ve K vitaminleri ise yağda çözünürler. Mesela salata yerken
eklediğimiz yağ sadece lezzeti artırmakla kalmaz, aynı zamanda
yağda çözünen vitaminlerden maksimum istifade etmemizi sağlar.
Havuçta bulunan beta-karoten yağda çözünür bir moleküldür ve
vücudumuzda A vitaminine dönüştürülür. Vitaminlerin en çok
bilinenlerinden C vitamini; altı karbon, sekiz hidrojen ve altı
oksijen atomundan meydana gelir ve askorbik asit olarak da anılır.
C vitamininin vazifleri arasında dokularımızı bir arada tutan
kollojen proteininin sentezinde görev almak, ayrıca
prolylhidroksilaz enzimini aktif hale getirmek vardır. Bazı
canlılar glikozdan yaralanarak C vitamini üretebilirler, ama
insanoğlu bu vitamini yediği besinlerden almak zorundadır.

Askorbik asit
yani
C vitamininin kimyasal modeli.
Protein ve vitamin gibi vücudun hayatiyeti için şart olan
moleküllerin bir kısmı bedenimizde üretilirken, diğer bir kısmı
besin olarak alınmalıdır. Kul ile Yaradan arasındakı bağlantının
daha iyi anlaşılması ve Samed isminin bir tecellisi olarak biz
başka varlıkların ürettiği moleküllere muhtaç bırakılmışız.
Hayvanların diyetleri genellikle bir ya da bir kaç çeşit besinden
ibaret..Hatta bazıları için tek çeşit.. Buna karşın varlıklar
içinde en fazla çeşit gıdayı insanlar tüketiyor. Ananastan
patatese, baharatlardan meyvelere, balık ve et ürünlerine kadar
yelpazesi en geniş diyet biz insanoğluna ait. Ve bu gıdalara
ihtiyacımız olan vitaminler, proteinler ve karbonhidratlar özenle
yerleştirilmiş. C vitaminine hiç bir şekilde ihtiyacı olmayan bir
ağacın C vitamini sentezleme zahmetine katlanıp meyvesine eklemesi
ve tam da bu vitamine ihtiyaç duyulan kış aylarında meyvenin
olgunlaşması nasıl tesadüfen ve kendi kendine olabilir ki? İşte bu
kıymettar ve her biri birer sanat harikası olan nimetler Ehad-i
Samed’in birer kudret mucizesi ve rahmet hediyeleridir.
İLGİNÇ PROTEİNLERDEN BİR ÖRNEK
İnsan Gibi Yürüyen Protein: Miyosin V

Motor proteinleri ATP (adenozin trifosfat) molekülünü yakıt olarak
kullanan hayret uyandırıcı moleküler makinalardır. Hücrelerde
bulunan yüzlerce farklı biyomoleküler motor kas kasılması, hücre
bölünmesi, kromozomların hareketi, molekül taşımacılığı gibi pek
çok işlevi yerine getirirler.
Miyosin ailesi kimyasal enerjiyi, mekanik harekete çevirebilen
minik protein motorlardır. Miyosin ailesinden Miyosin V pek çok
hayvan hücresinde bulunur. Molekülleri bir yerden bir yere taşıma
işlevi yapan miyosin V, yapı itibariyle insana inanılmayacak
derecede benzemesiyle ilgi çekmektedir. Bir baş, gövde ve iki
ayaktan oluşan yapısı ile sanki hücreler içerisinde yaşayan minik
insancıklara benzerler. Miyosin aynı Afrikalı bayanların yaptığı
gibi başı üzerinde yük (molekül) taşımakta, iki ayağıyla da
‘aktin’ denilen proteinden yol üzerinde aynı insan gibi adım
atarak ilerlemektedir. Aktin’in sarmal şekilde, aynı telefon
kordonu gibi bir eksen etrafında hat boyunca kıvrılan bir yapısı
vardır. Eğer miyosin adımlarını eşit aralıklarla çok hassas bir
ölçüyle atmazsa düz ilerlemek yerine sarmal etrafında dönerek
ilerleyecektir. Ama cansız atomlardan ibaret olan miyosin proteini
sanki durumdan haberdar imişçesine yaklaşık 37 nanometrelik
(metrenin milyarda biri) hassas adımlarla sarmal etrafında dönerek
değil, düz bir şekilde yürüyerek yükünü istenen yere ulaştırır.
Science dergisinin 27 Haziran sayısına da konu olan ve ABD’de
çalışmasını sürdüren bir Türk araştırmacı Ahmet Yıldız ve ekibi
tarafından yürüme şekli yeni bir metodla kanıtlanan myosin V, eski
tahminlerin aksine emekleyerek ya da ayaklarını sürüyerek değil,
aynı insan gibi ayaklarını kaldırarak adım atıyor. Yani hem
ayaklarını kaldırıp adım atması, hem de bu adımların aktin
üzerinde düz yürümesini sağlayacak şekilde 37 nanometre
aralıklarla olması, gerçekte cansız atomlardan ibaret bir
molekülün başardığı iş olarak bir mucize. Miyosin diğer hücre
faaliyetlerinde olduğu gibi enerjisini ATP (adenozin trifosfat)
isimli molekülden elde ediyor. Miyosin her bir ATP molekülü
kullanımında bir adım ilerliyor.
Ahmet Yıldız’ın bulduğu tek molekül görüntüleme tekniği ile
miyosin’in bir ayağına yerleştirilen boya moleküllerinin hareketi
tesbit edilerek, eski metodlara nisbeten 20 misli daha az hata
payı ile myosin’in yürüyüşü incelenebiliyor. Bilim adamlarını
heyecanlandıran bu yeni metod ile hücre içinde görev alan diğer
motor proteinlerin de hareketleri incelenecek ve belki daha nice
harikuladeliklerden haberdar olacağız. Motor proteinlerin çalışma
mekanizmalarını anlayabilmek çok ilginç bir bilimsel uğraş
olmasının yanısıra, geleceğin yapay mikromakinalarının dizaynı
için de önemlidir.
Miyosin gibi hayretengiz moleküllerin hareketleri, Bediüzzaman
Hazretlerinin aşağıda bahsettiği gibi hadsiz dilleriyle bize
Rabbimizi tanıtırlar:
“..her bir mevcûdun
zerreleri dahi, yıldızlar gibi sırr-ı Kayyûmiyetle
kaim ve o sır ile beka ve devam ediyorlar. Evet her bir zîhayatın
cesedindeki zerrelerin herbir
âzâya
mahsus bir hey’et ile küme küme toplanıp dağılmadıkları ve sel
gibi akan unsurların fırtınaları içinde vaziyetlerini muhafaza
edip dağılmamaları ve muntazaman durmaları, bilbedâhe,
kendi kendilerine olmayıp, belki sırr-ı Kayyûmiyetle
olduğundan; herbir cesed muntazam bir tabur, herbir nevi muntazam
bir ordu hükmünde olarak bütün zîhayat
ve mürekkebâtın
zemin yüzünde ve yıldızların feza
âleminde
durmaları ve gezmeleri gibi, bu zerreler dahi hadsiz dilleriyle
sırr-ı Kayyûmiyeti
ilân
ederler...” Lem’alar, 30. Lem’a, Bediüzzaman Said Nursi.
*****
1.
Aşağıdaki web sayfasından miyosin V molekülünün hareketini
animasyon olarak seyredebilirsiniz:
http://www.leeds.ac.uk/bms/research/muscle/myosinv/page3.htm
2.
Ahmet Yıldız’ın miyosin V ile ilgili 27 haziran 2003 tarihli
Science dergisinde yayınlanan makalesine ulaşabileceğiniz web
adresi:
http://www.physics.uiuc.edu/People/Faculty/Selvin/Yildiz%20et%20al%20MyoV%20Science%202003.pdf
YILDIZ BOZKURT

http://www.zaferdergisi.com/article/?makale=968