Yıldız Bozkurt
BİR VEYA BİRKAÇ değişik molekülün yüzlerce veya binlercesinin
zincir gibi birleşerek oluşturdukları büyük moleküllere polimer;
polimerlerin sentetik olanlarına, yani insan eliyle üretilenlerine
ise plastik adı verilir.
Plastik, 1800’lü yıllarda keşfinden sonra, hızla artan kullanım
alanlarıyla gündelik hayatın vazgeçilmezleri arasına katıldı. Ama
öte yandan, işi bittiğinde hızla yok edilemediği için, çevre
kirliliğinin artmasına sebep oldu.
Plastik atıkları yok etmenin bir yolu plastiklerin toplanarak
yakılması ise de, bu hem pahalı bir işlemdir, hem de zehirli
gazların açığa çıkmasına sebep olmaktadır. Geri dönüşüm projeleri
ise, plastiklerin çok fazla çeşidinin olduğundan ve dönüştürme
işlemi hepsinin tek tek ayırt edilerek kullanılmasını
gerektirdiğinden, zordur. Ayrıca, plastik geri kazanılsa bile eski
sağlamlıklarını yitirdiklerinden, geri dönüşüm ürünlerin kullanım
alanları sınırlıdır. En ucuz ve basit olanı ise, plastiklerin
diğer çöplerle birlikte belli bir alanda biriktirilmesidir. Ancak,
diğer çöpler mikroorganizmalar tarafından parçalanır ve bir
şekilde tüketilirken plastikler kimyasal ve fiziksel özellikleri
sebebiyle mikroorganizmalar tarafından besin olarak
kullanılamazlar. Bu yüzden de, her geçen gün artarak ekolojik
dengeyi tahrip etmektedirler.
Kâinatta ism-i Kuddüs’ün tecellisi olarak öyle muhteşem bir
temizlik mekanizması kurulmuştur ki; her sonbahar ağaçlardan düşen
tonlarca yaprak, ölü hayvan ve bitki kalıntıları, görünmeyen
temizlikçiler, yani mikroorganizmalar tarafından parçalanarak
tekrar doğaya kazandırılır. Yani, atık olan bir maddenin doğada
çözünebilmesi demek, mikroorganizmalar tarafından gıda olarak
kullanılabilmesi demektir. Mikroorganizmaların ürettiği enzimler
doğal olan polimerlerdeki karbon zincirlerini kırarlar ve daha
sonra da nem, sıcaklık, oksijen miktarı gibi faktörlerin etkisiyle
belli bir sürede tüketirler. Doğal polimerlerin (meselâ nişasta,
selülöz) bu şekilde parçalanıp kullanılması sadece günler alırken,
petrol bazlı sentetik polimerlerin yok edilmesi yıllar, hatta
yüzyıllar sürebilmektedir. Bunun nedeni, kimyasal yapıları
yüzünden plastiklerin mikroorganizmaların ürettiği enzimler
tarafından parçalanamaması ve dolayısıyla gıda olarak
tüketilememesidir.
Plastiklerin her geçen gün artarak tabiatı kirletmesini önlemenin
bir yolu, doğada çözülebilen, tüketilebilen plastiklerin
üretilebilmesi ile olur. Nitekim, doğada-çözünebilir özellikte
başlıca üç tür plastik vardır:
• Güneş ışığına hassas plastikler: Bazı plastikler güneş ışığına
maruz kaldıklarında molekülleri birbirine bağlayan kimyasal bağlar
kopmakta ve küçülen parçalar daha sonra mikroplar tarafından
kullanılabilmektedir. Ancak çöplerin biriktirildiği yerlerde
üstüste yığılan plastiklerin hepsine güneş ışığının ulaşması
mümkün olmadığından, bu yol her zaman işe yaramamaktadır.
• Nişasta gibi çabuk bozulan polimerlerin eklenmesiyle üretilen
plastikler: Bu tür polimerlerde molekül dizileri nişasta
kullanılarak birbirine bağlanırlar. Plastik çöpe atıldığında
mikropların nişastayı kullanması ile polimer parçalanır. Ancak,
yine çöp yığınları altında yeterli güneş ışığı ve oksijen olmaması
nişastayı tüketen mikroorganizmaların iş görememesine neden olur.
Ayrıca bu şekilde üretilen plastikler diğerlerine göre daha
dayanıksızdırlar.
• Üçüncü tip ise, bakteriyal plastikler (biyo-plastikler)’dir.
CANLI PLASTİKLER
Petrol kaynaklı plastikleri mikroorganizmalar yiyemiyorsa, o zaman
onların gıda olarak kullanabilecekleri—veya kullandıkları!—bir
plastik üretilip kullanıldığında çevre kirliliği problemi ortadan
kalkacak demektir. Bilim adamları tarafından bu yönde araştırmalar
yapılırken, bazı tür bakterilerin fosfor ve azot azlığında PHB (poli-hidroksibütirat)
isimli polimerler ürettikleri keşfedilmiştir. PHB binlerce
hidroksibütirat molekülünün ardarda zincir gibi eklenmesiyle
meydana gelir. Nasıl bizim vücudumuzda besinler yağ şeklinde
depolanıyorsa, bu bakteriler de enerji kaynağı olarak PHB’yi
depolamaktadırlar. Bakterilerde PHB, 100 ilâ 800 nanometre
arasında değişen boyutlarda kürecikler hâlinde bulunur.
Nanometrenin, metrenin milyarda birini ifade eden bir ölçü birimi
olduğunu da sırası gelmişken belirtelim. Bazı bakteriler
ağırlıklarının yüzde 70’i kadar bu plastiklerden üretebilirler.
PHB üretiminde sadece doğal olarak bu plastiği kullanabilen
bakterilerden yararlanılmamakta; gerektiğinde E. coli gibi bazı
bakterilerde de rekombinant DNA teknikleri kullanılarak bu
plastiklerin üretilmesi sağlanmaktadır. PHB üretiminden sorumlu
olan enzimin genetik kodu E. coli bakterisine yerleştirilmekte ve
böylece E. coli de PHB üretir hâle gelmektedir. Hatta, aynı işlem
bitkiler üzerinde de yapılarak bitkilerin plastik üretir hâle
gelmesi sağlanmıştır (ancak verim şimdilik azdır.)
ŞEKERDEN PLASTİK ÜRETEN FABRİKALAR!
PHB’nin çok miktarda üretilebilmesi için ilk önce bakterilerin
biyoreaktörlerde bol miktarda glikoz (şeker) ve diğer gerekli
maddeler verilerek çoğalmaları sağlanır. Daha sonra ortamdaki azot
miktarı azaltıldığında bakteri bunu zor zamanların gelmesi olarak
algılar ve glikozu kullanarak gıda stoklarını (PHB kürecikleri)
hâlinde hazırlamaya başlar. Yani, bakteriler şekerden plastik
üreten birer fabrikaya dönüşürler! Bakteriler yeteri kadar plastik
ürettiklerinde ilk önce bakteri hücre zarları bir kimyasal yardımı
ile parçalanır. Daha sonra değişik saflaştırma süreçlerinden geçen
ve toz hâline getirilen plastik artık istenen şekle sokulmaya
hazırdır. İster bir şampuan şişesi, isterse bir kimlik kartı
olarak kullanıma sunulur. Şekerden üretilen bu plastik, işi bitip
çöpe atıldığında ise, kısa sürede topraktaki diğer bakteriler onu
gıda olarak kullanıp su ve karbondioksite dönüştürürler. Petrol
bazlı plastiklerin doğada çözünmeleri yıllar alırken,
bakterilerden üretilen biyo-plastiklerin tabiata karışmaları
sadece günlerle ifade edilmektedir.
Dünyada Biopol ve Biofan markalarıyla PHB bazlı plastikler
üretilmektedir. Meselâ Biofan (Japonya) markası ile üretilen
plastikler kimlik kartı, banka kartı türü kartların üretiminde,
çöp torbası ve alışveriş poşeti olarak, tarımda toprağı örtmede
kullanılan plastik örtüler olarak kullanılmaktadır. Ancak
biyo-plastiklerin yaygın olarak kullanılmalarına engel olan bir
problem var ki, o da maliyetlerinin petrol bazlı kardeşlerine göre
pahalı olmasıdır. Bu doğa dostu plastikleri ucuzlatabilmek için de
tabiî ki çalışmalar devam ediyor.
Petrol bazlı plastiklerin tabiatta yol açtığı ekolojik problemler
ve çevre kirlilikleri artık başka çözümlerin araştırılmasını
gerektirmektedir. Tamamen doğada çözülebilen bir plastik arayışı
sonunda gözümüzü yine tabiata yöneltmiş ve cevap da yine orada
bulunmuştur. Böylece, bir kez daha görülmüştür ki, ne kadar
ilerlerse ilerlesin, bilim O’nun yarattığı mükemmel nizamın
takipçisi ve taklitçisi olmaktan öteye bir milim bile gidemez.